« Önceki |

30/7/2008

SENiNLE VARIM

 çok uzaklardasın şimdilerde

sakın gönlümde olmadığını düşünme

seni göremediğim her saniye

yüreğimde sakladığım SEN le yaşıyorum.

gözlerim hayaline dalıyor

biliyorum geri döneceksin

ama şuan;yanımda olduğun zamanki mutluluğumdan eser yok

özlem bütün hücrelerime hükmediyor.

sensizliğin adı aşk olmamalı

sensizken firakın ateşinde defalarca yanıyor

yokluğunun rüzgarıyla savruluyorum yalnızlığa

varlığımın adını sen koydum

bu aralar kendimde olmadığımı söylüyor dostlar

onlara bir yanımı senin ardından gönderdiğimi

ve seni bekleyişimin kendime kavuşmam olacağını

söyleyemiyorum bir türlü...

hiç denemedim ama beni anlayacaklarını da sanmıyorum...

belki sende anlamıyorsundur beni

öyle ya bunca zaman gelmediğine göre

bensizlik diye bir acı çekmiyorsundur zaten...

kıyıya vurmak benimkisi

dalgam oldun ama seni suçlayamam

kendimi sert dalgalara bırakmamayı hala öğrenememişim

ne zaman geçsem sen olan yerlerden

kapıyı yalnızlık açıyor her seferinde

ama yinede bıkmadan,bir umutla

ya döndüysen diye ısrarla seni arıyor gözlerim

sabahı iple çekiyorum her gece

"belki" .. diyorum belki bu gün gelirsin!

işte yine bekliyorum sabahı

kimbilir belki yine hayalkırıklığına uğrayacağım

ama hiç vazgeçmeyeceğim beklemekten

seni sevmek yasak oluncaya dek

seni bekleyecek bu yürek...

son sözüm kendine iyi bak

sende ki BEN e iyi bak

çünkü ben BEN de ki SEN için VARIM!..

28/6/2007

ŞİİRLERİM 2

DOSTUM

 

Hiç bilmez olur muyuz dostum

Karanlığa yürürken yüreğimde solan sevgi çiçeklerini…

Ve bir daha adın geçtiğinde o çiçeklerin yeşermeyeceğini…

Dostum!..

Beni kimse anlamadı ki.

Öyle bir an geldi sen bile anlamadın..

Bir gün karşıma çıktın dağ gibi

Geçemedim, aşamadım seni..

Öyle yüksektin ki hiç ulaşamam sanırdım

Ama şartlar peş peşe öyle çıktı ki karşıma…

Ben bile anlayamadım beni

Sen anlamaya çalışsan da beni..

Çözemedin sende değil mi?

Diğer çözdüğün bulmacalardan daha zordum;

Öyle demedin mi?....

Dostum!

Ben neydim, ne oldum bilemedim…

Yollarım çakıl taşlarıyla doldu

Günlerim onları çekmek yerine,

Onların çekilmesini beklemekle ziyan oldu…

Gönlüm gül bahçesi, istemesem de ben;

Mevsimi gelen her gül açtı…

Sonra da solup toprağa düşüverdi.

Her gül dikenini batırdı yüreğime.

Yüreğim döndü yangın yerine,

Yağmur damlaları düşmedi yüreğime...

Ne sensizlik, ne de seninle olmak…

Öyle zor ki arada kalmak…

Ağlamak…

Göz pınarlarım kuruyuncaya kadar…

Sonra çölleşmek her şeyiyle…

Ot bitmeyen bir vadi olana dek kurutmak…

Adını toprakla savurmak…

Dostum!..

Hüznüm kaldı ellerimde..

Rüzgarlar esse de hüznüm sürüklenmiyor peşlerinde…

Yine umutsuz yine çaresiz bir yolcuyum;

Son ver artık bu yolculuğa…

Kal burada benimle…

 

 

SIR

ufku gördüm düşümde

yeni hayallere yelken açmak vakti geçmiş

geç kalan duyguların ömrü kısaymış

sevmek vaktiyle güzel şimdiyse belay mış...

bu aralar adına şiirler yazıyorum

ve içi aşkın yasaklarıyla doluyor

haykırsam diyorum ama olmuyor

kendi içimde boğuluyor sana sarılamıyorum

bir masal evinin içinde sen ve ben

hayallerimden bile geçiremiyorum.

korkuyorum çünkü seni seviyorum

kimseye diyemediklerimi

şimdi kendime de söyleyemiyorum...

ewet korkuyorum sevgimi haykırmaktan

aldığım nefesleri vermek adına yaşıyorum

en çok ta kendimden kaçıyorum

çünkü bu sırrı birtek ben biliyorum...

 

 

 

 

Su misali düşlerin aktığı gönlüme

Bir de gözyaşlarımı bıraktım

Sensizliği yazdığım sözlere

Dönüp birkez daha baktım

Anladım ki güneş ve ay

Hatta dünyam senmişsin

Karanlık duygularımda telaş,

Ümitsizliğime ümitte sensin.

 

Gözlerin olmadığında gözlerimde

Acılar bir ok gibi kalbimde

Sen olmadığında gönlümde

Sözler boş ve anlamsız şiirlerimde...

Bırak gitsin acımasızca ayıranlar

Ardına bakmasın yollar

Sevgi yazılmadan okunursa masallar

Leylay’ı mecnun’u söyle kim anlar?..

 

 

DENİZ GÖZLÜM

Bir bahçe vardı gönlümün derinlilerinde

İçinde sadece mavi güller vardı sana özel

Çünkü çok severdin mavi gülleri sen….

Ve bir tanesi içlerinde en güzeliydi,

En göz alıcıydı.

Hatırlıyor musun Ey deniz gözlü yar!

Birlikte ekmiştik onu yüreğimize…

Ah etme! Bende biliyorum,

Günler çok çabuk gelip geçti.

Dün bahardı bu gün yaz,

Dün papatyalarla tac yapmıştım sana,

Bu gün kurumuş yaprakları kaldı sadece bana.

Ey deniz gözlüm!

Gözlerinde kayboldum,

Dert, keder her şey bir yana;

Sevgi, mutluluk gizli gözlerinin ardında.

Neşe kaynağım mısın sen,

Yoksa bir şubat soğuğunda,

Kapısını bana açacak tek insan mı?

Bilmiyorum melek misin ama,

Sen hayatımda en büyük gerçeksin…

Aşktan yoruldu demişler

Hayır deniz gözlüm! Endişe etme sen

Aşkından yorulmadım,usanmadım

Yok olmadım,yeniden dirildim ben…

Yüzünde mahzun bir ifade,

Bir hüzün var sanki gözlerinde

Ey deniz gözlüm!

Üzülme , haydi tut ellerimden;

Hala solmadı yüreğimdeki gül!

Bir tomurcuk verdi bile,

Seninle ektiğim gülbahçemde…

 

 

GECE

Bir siyah perde indi yine semaya,

Yeryüzü sessizliğe karıştı, gözler ışıktan uzaklarda…

Karanlığa tutsak hislerim, yükseliyor gökyüzüne

Hüznüm adım adım geziniyor damarlarımda

Izdırap okları saplanıyor buğulu gözlerle geceye

Zaman; umutlarımla kaçıyor benden.

Nereye baksam karşıma çıkıyor özlem.

Umudumu arıyorum her yerde

Yitirdiğim her şey onda saklı biliyorum.

Umudumu arıyorum gecede

Sessizlik, yalnızlık ve çaresizlik var ellerimde

Ve artık kahrolmuyor ızdırap çektirenler de….

Gülemiyor ağlamaya mahkum gözlerim

Sıcaklığını hissetmiyorum sevginin

Ve bulamıyorum kaybolan umutlarımı,

Ölüm gibi geziniyor, ulaşamıyorum istemekle…

Umutsuz da olsa devam etmek istiyorum yoluma,

Elimde ne varsa yanıma alarak…

Sadece siyah bir hüzün tanesi olduğunu unutarak…

Meğer umutlarım olmadan ne kadar da yalnızmışım..

Ruhsuz bir beden gibi kaldım,

anlamsızım…

Rüzgar dile getiriyor hüznümü,

Zamansız bir fırtına kopuveriyor,

Dalgalar sürüklüyor ruhumu,gecenin derinliklerine

Ve umutlar yine çok uzakta…

Kimseden bir yanıt gelmiyor sorularıma.

Birtek ben kalıyorum geride,

Ayışığı yansıyor tenime.

Gözlerim kapanıyor yine geceye…

Umudu düşlüyorum sadece hayallerimde…

 

 

AH GÖNLÜM

Akşam üzeri sürüklendim yine duygu selimde

Beynimde fırtınalar koptu.

Kasırgalar esti yorgun bedenimde

Bir yağmurdu; afet oldu, rahmet değil.

Yoksa nisan yağmurum,

Yılanın ağzına düşüp zehir mi olmuştu!..

Ah gönlüm!

Küsme bana ne olur…

Yüz çevirme sende her şey gibi…

Kaçıp gitsem uzaklara , bilmem nereye kadar?

Kalıp mücadele etmeliyim belki de,

Barış ilan etmeliyim kendi kendime…

Ama ya başaramazsam!

Yine kahrolursam…

O zaman ne çalacak bir kapı kalır geride,

Ne de o kapıyı çalacak yüz ben de!..

İşte düştüm böyle bir derde…

Hayallerimi süsleyen mutluluk bilmiyorum nerede,

Hangi ücra köşesinde hayatımın?..

Oysa bahara yelken açmıştım

Umutlar kucağımda,

Mutluluk için savaşmıştım…

Benim de hayallerim vardı baharın ardında saklı.

Gönlümde tomurcuklar vermişti sevgi çiçekleri…

Ama kopuverdi şimdi,

Soldu tomurcuklar, boynunu eğdi…

Yeniden su versem, acaba tekrar yeşerir miydi?

Yüreğim elimde değil artık

Yüreğimle çok savaştık…

Küstürdüm onu, incittim.

Geri dönüşü var mı düşünmedim!

Ah gönlüm!

Elimde bir buket çiçekle kapına dayandım…

Senden kaçmakla biliyorum,hata yaptım!

Pişmanım ama umutlarım hala sende

Haydi uzat ellerini,

Sevgimle geldim sana,

Sevgini ver sen de bana…

 

 

GİDİYORUM

Bir gecenin orta yerinde

Duruyorum yorgun bedenimle

Geçmişe dayıyorum sırtımı

Geleceği göremeyecek kadar karanlık,

Ve hüzün dolu hislerimle…

Yüreğimde açan her gülün

Solup giderken yüreğime bıraktığı dikenlerin

Acısıyla dayıyorum sırtımı geceye…

Bir mevsimdi, bahar gibi

Geldi ve geçti diyemiyorum aşklara…

Tutamıyorum sevgimin uzandığı kalpleri..

Yoksa vefasızlığın adı sevgi mi olmuş!!!

Gidiyorum karanlığa aldırmaksızın uzaklara

Gecenin içinden geçecek olsam da

Gidiyorum…

Yollar uzun, yollar engellerle dolu

Biliyorum…

En zoru sevdiklerimi terk ediyorum…

Hani nerde şimdi dağlar…

Adını haykırdığım dumanlı dağlar

Elimde adın yazılı kolyen

Ve gözlerimde ise hayalinle,

Gidiyorum...

Her adımı,

Sana kavuşacağımı düşleyerek atıyorum.

Öyle yapmazsam gidemem sende biliyorsun…

Seviyorum..

Ama mecburum…

Geride sana yazdığım şarkılar

Ve giderken bıraktığım hüznüm kalıyor…

Üzülme diyemiyorum…

Çünkü gidişin dönüşü yok biliyorum..

Ardımdan kara bulutlar el sallıyor senin yerine…

Beklemiyorum artık gidiyorum….

Elveda diyemeden toprağa basıp,

Geriye dönüp bakmadan rüzgarla savrulup

Gidiyorum..

Gidiyorum…

 

 

   ŞEYDA ŞIRAYDER

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

24/6/2007

ŞİİR

ATEŞLER İÇİNDE

Her dem yansam revadır; kor ateşler içinde,

Aşk garip bir devadır; kor ateşler içinde.

Bir selamını özler gönlüm serinlik için,

Suskunluğunla yanar har ateşler içinde.

Takat kalmaz dilimde aşkımı itirafa,

Kalbimde lal duygular var ateşler içinde.

Unutulmak kor ateş; yakar eritir canı,

Yarda bak sinemi yar! Yar, ateşler içinde.

Yaktığın yüreğime ab-ı hayat ateşin,

El çekme sar yaramı, sar! Ateşler içinde

Firakın bir ateştir, vuslatın, tenin ateş,

Aşıkın olmak kader; nar ateşler içinde,

Haykırsam sevdiğimi çıkıp karlı dağlara,

Kalıyor dağlar, taşlar, kar ateşler içinde.

Gurbetinde ölürüm her gece kâbuslarda,

Kalkarım kan ter ile yar! Ateşler içinde.

Bilir misin Züleyha’m; Yusuf’un yüreğini,

Çekmiştir aşk darına; dar ateşler içinde.

Ölürsem kavuşmadan, kimseler el sürmesin,

Kefenimi kendin sar, sar! Ateşler içinde.

Her dem yansam revadır; kor ateşler içinde,

Aşk garip bir devadır; kor ateşler içinde…

 

  Yusuf AKYÜZ

 

FISILDADIM SIRRIMI

sıldadım sırrımı

durgun akan ırmağa,

yatağına sığmadı;

başını taştan taşa

vura vura çağladı.

ne zaman bir su görsen

her kat re de ben varım;

vuslatın hayaliyle

sana doğru akarım

sıldadım sırrımı

sağanak yağan yağmura,

çılgıncasına yağ.

savrulan hicranı

şimşeklerle bağladı.

ne zaman yağmur yağsa

her damlada ben varım;

özlemin gözyaşıyım

sana doğru yağarım

sıldadım sırrımı

meltemsi bir rüzgâra,

kâinata sığmadı.

her şey duydu feryadı

bir yüreğin duymadı.

ne zaman rüzgâr esse

her nefeste ben varım;

doldurur kâinatı

canhıraş çığlıklarım

sıldadım sırrımı

küllenmiş bir ateşe;

özünde lav kaynadı.

yangınlara tutulup

çılgıncasına yandı.

ne zaman ateş görsen

her zerrede ben varım;

hârımı hisset diye

sana doğru yanarım

 

  Yusuf AKYÜZ

 

ÖZLEM IRMAĞI

yine özlem ırmağım isyanda;

kıyılarına yaklaşmak bile yetiyor,

kapıp alıyor kucağına,

ve kanımı kaynatan şeyler fısıldıyor kulağıma

gönlünü çalabilmek arsız bir hırsız gibi,

vazgeçilmezin olmak

her hayal kurduğunda.

derbeder aşıklar gibi birlikte ıslanmak

hercai yağmurlarda.

birlikte dinlemek

rüzgarın kan kaynatan melodisini;

içli bir sevda türküsü tutturduğunda.

şeyda bülbülü seyre dalmak sessizce;

gonca güle dadandığında…

seninle aynı gecenin kollarında binmek

uyku salıncağına,

aynı rüya ikliminde el ele olmak,

ve seninle doğup hayata her gün

seninle soluk almak.

şafak göz kırptığında güne

iki bedende bir can olup

şükür sunularıyla yönelmek yaratana,

sonra aynı yatakta uyanmak

güneş göz kapaklarımızı tıklattığında…

birlikte örmek ilmik ilmik

hayat dantelasını.

ve güneşe birlikte mendil sallamak

grupla kucaklaştığında,

gece çaldığında tüm gizemiyle kapımızı

birlikte tanık olmak;

ay ve bulutun kışkırtan oynaşına.

sunacağın muhabbet kadehine tutunup

susadığım âb-ı hayat’a kanmak

mest olmak dudaklarında…

ve öyle özlemek, özümsemek ki seni;

bir duvar bile girse aramıza

hasretine düşmek o an,

sen geldin sanmak

her kapı çaldığında.

seninle aynı damarda kan,

aynı hücrede can,

aynı vücutta ten,

yâni sen olmaktır dileğim, sen!

anlasana!…

 

Yusuf AKYÜZ

 

 

 

 

 

24/6/2007

AŞK ÜZERİNE

…VE ALLAH YÜREĞİ YARATTI

“ Kendilerine meyil ve ülfet edesiniz, kaynaşasınız diye size kendi (cinsi) niz’den eşler yaratıp da aranızda sevgi ve merhamet takdir etmesi O’nun (varlığının ve rahmetinin) delillerindendir. Doğrusu bunda iyi düşünen bir kavim(akledenler) için ibretler vardır” (Rum Suresi. Ayet: 21)

“… ve Allah insanı yaratmayı diledi…”

O’nu eşref-i mahlukat yaptı. Yüreğinin mayasına muhabbet kattı. Muhabbet insana yaşama sevinci veren sıcak, kıpır kıpır bir duyguydu, yalnızlığa dayanamazdı, yalnız soluk alamazdı.Halleşecek dost arardı. Sefer halinde olduğu yalnızlık çölünde amansız sancılarla kıvranmaya başladı…

Vedûd olan Mevla o’nun bu haline Rahmet nazarıyla baktı. Sonra da lütfettiği rûhî, duygusal ve fizîkî gereksinimlere latif bir aks’ı sedâ olarak o’nu kendisine meyil ve ülfet edebileceği bir can ile nasiplendirdi; kadını yarattı. Sevmeyi ve sevilmeyi de ömür boyu sürsün diye gönüllerine gıda yaptı.

Her iki can da bir diğeri için; eş, dost, arkadaş, sevgili; hayatı daha latif, leziz ve huzurlu yaşayabilmek için bir yürek coşkusu olarak yaratılmıştı.

Her iki can da bir diğeri için; muhabbetle sarıp sarmalayan, günah kirlerinden koruyan birer elbise, hayat denizindeki olumsuz çalkantılardan kaçıp sığındıkları güvenli birer liman, hayatın zor yokuşlarında ki yorgunluklar için dizlerine derman, hüzne ve hicrana düştüklerinde şefkatle açılan mûnis birer kucak, mutluluk ve coşkularında ise takınkları ipekten birer kanat oldular.

Kucakladılar her iki can da birbirlerini bütün içtenlikleriyle. Büyüdükçe büyüdü o efsunlu iklimde sevgi. Kalp bu büyüme karşısında duramaz oldu yerinde, sanki bütün hücrelerinin diliyle yakardı Rabbine. O’ da aşkı kanat olarak taktı kalbe.

O gün bu gündür aşka düşen kalpler sığmaz olur göğüs kafesine; kanat çırpar maşukunun sevgisiyle; uçsuz bucaksız özlem iklimlerinde…

------------------------

Her şeyin ilk var oluşunun zarif ve heyecan verici olduğu gibi, insanın hayat sahnesine ilk atılışı da tarife sığmaz derecede heyecan verici bir hadisedir anne ve babalar ve akledenler için.

İnsan başlı başına koskoca bir alemdir; bir ibret tablosudur özenle seyredilmesi gereken. Başlangıcı bir damla hakir su olan insan ana rahminde geçirdiği sırlarla bezenmiş çok özel ve orijinal evrelerden sonra aciz, korunmaya ve kollanmaya muhtaç bir varlık olarak gelir dünyaya. Hem de öyle bir geliş ki; onca aczine ve meşakkat verici gereksinimlerine rağmen sultanlar gibi oturur yüreklerde kurulan merhamet ve muhabbet tahtına.

İnsanın fiziki ihtiyaçlardan önce daha içten ve derinden bir dürtüyle ya da melekeyle yüreğinin ihtiyaçlarına; saf ve temiz duygularla bezenmiş sevgi refleksine muhatap olduğunu görmekteyiz ta çocukluk yıllarından itibaren.

İnsan hayatının tarihi süreci gözlemlendiğinde görülmektedir ki; belli bir süre çocuksu saf muhabbetlerle, evcilik oyunlarıyla kendisini hissettirmektedir insanın bu duygusal yanı.

Bu duygular yelpazesi her geçen gün tekamül göstererek gelişmeye başlar sonra. Zaman su gibi akar. Gece ve gündüz, haftalar, aylar, mevsimler ve yıllar birbirini kovalar bu saltanat içinde.

Gün geçtikçe bağımlılık azalır anne ve babaya, gün geçtikçe kendisinin farkına varmaya başlar. Gün geçtikçe bir “ben” in varlığını hisseder özünde. Fizyolojik ve rûhî gelişmeler birbiri ardınca çalar kapısını, kendisini tanıtır o’na.

Onları tanıdıkça dünyası genişler, artık bir zamanlar tüm zamanlarını içtenlikle kuşatan anne ve babasının yüreklerindeki tahtı yetersiz olmaya başlar. Taht kuracak yeni yürekler, kendi yüreğine tahtını kuracağı yeni sultanlar aramaktadırtrî bir gereksinim olarak.

Önceleri minicik yüreğine kocaman sevgiler sığdıran çocuğun her türlü çıkar ve tutkulardan, nefsî dürtülerden uzak, saf, tertemiz bir sevgidir nasiplendiği.

Şimdi ise bambaşka bir yüzüyle tanış olmuştur sevginin. Sevdanın kocaman ama zarif kanatlarıdır artık göğüs kafesinin ardında çırpınan. Yüreği sığmaz olur yerine. Onunla olmak, hep onunla birlikte nefes almak ister. Bu iklim unutturur ona açlığı, susuzluğu, yorgunluğu ve uykusuzluğu.

tratında ki gelişmeler böylesi bir akışın içine bırakıverir onu doğal olarak. Fiziken büyümekte, bununla beraber yüreğinde ki duygu denizi de büyümekte, desenleri baharı andıran yepyeni mevsimler canlanmaktadır hayal ufkunda…

İnsan, Latif bir Musavvir olan yüce yaratıcının hikmetli iradesi sonucu hayat sürecinde meydana gelecek olan fiziki ve rûhî gelişmelere uygun olarak tasvir edilmiştir. İleride oluşacak kaçınılmaz fiziki ihtiyaçların gerektirdiği birlikteliğin daha doğal, daha kendiliğinden, daha cezp edici olabilmesi, zevk alınır hale gelmesi ve devamlılık arz edebilmesi murat edilmiş gibidir sanki bu tasvirde. Bunun için ise duygu deniziyle desteklenmiş, sevmek ve sevilmek arzusu bir hayat estetiği olarak nakşedilmiştir fıtratına.

Bu duygu insan için öyle büyük bir zenginlik ya da öyle harika bir lütuftur ki; özel bir gayret ve yeteneğe gerek kalmadan suyun akışı gibi, rüzgarın esişi, güneşin doğuşu gibi doğal olarak ve kendiliğinden gelişir. Yürekleri, daha sonra da gücüne göre akıl ve mantıkları, iradeleri dahi kontrol altına alır. Hayatı bir başka cinsle ve özel olarak geçirmek, en mahrem duygularını, acılarını, mutluluklarını ve dahi lokmalarını onunla paylaşmak vazgeçilmez bir ihtiyaç hatta tutku olarak baş gösterir.

Bundandır ki; yürek canı bellediği dayanamaz, nefes alamaz olur yalnız, yâni canı’sız kaldığında. Ve bir can ister yaratılmış canlar arasından; birlikte çarpacağı, birlikte sancı çekeceği, birlikte heyecan depremlerine tutulacağı ve aşk yağmurlarında birlikte rılsıklam ıslanacağı…

İnsan iki ayrı bedende birlikte nefes alan, bir nefesi paylaşan tek bir can olur böylesi durumlarda.

Sevilen ve sevgisine karşılık bulabilme talihini yakalayan kalp adetâ zarif bir kelebek kanadına tutsak düşer. Öyle garip bir tutsaklıktır ki bu; bitmesini istemez. O bağımlılıktan özgür olma ihtimalinin endişesi bir kor gibi düşer özüne yüreğin. Tüm hücrelerini amansız bir ateş sarar. Vuslat yağmurlarından başka hiçbir şeyin söndüremeyeceği bir ateş harmanıdır artık yüreği.

O hücreden çıkma yada çıkarılma endişesi acıtır canını, bu endişeyle doğar gece ve gündüzlerini kuşatan tüm amansız sancılar.

Sanki kanı çekilir damarlarından âşık’ın ve aşkın. Canı’sız kalmak endişesi üşütür tüm benliğini, tüm hücrelerinde hayata karşı derin bir soğuma baş göstermeye başlar bu hüzün ikliminde.

Güneş her gün bütün ısısıyla doğsa da o’nu ısıtmaktan aciz kalır. O’nun güneşi Canı’sı dır. O doğmadıkça vuslat ufkundan bir güneş gibi ısınamaz âşık’ın üşümüş yanları

Kendisine hücre edinmiştir bu tutkuyu; ipek böceğinin kozasına hapsedişi gibi kendisini. O hücre hayat olur kalbe. Orada nefes alır, orada gıdalanır. Güneşi o hücrede, ay’ı o hücrede, yıldızları o hücrede seyreder; nazlı yarine benzeterek ve o’nu seyredercesine, o’nunla söyleşircesine meftunca bir özleyişle

Bu hücrede tutsak kalmayı en büyük özgürlük olarak kabul eder. Bu bir sarhoşluk halidir; aşk sarhoşluğu. Gönül bu sarhoşluktan bir türlü ayılmak istemez

O hücrenin sahibini görmek bir hayat ışığı olup yansır gözlerinde. Tatlı bir meltem, bir bâd-ı sabâ olup eser yüreğin vadilerinde. Ve kanı kaynatan tablolar çizilir hayal fırçasıyla düşünce tuvaline.

O’suz yaşam derin bir koma iken, onunla en derin noktasına ulaşır haz ve hayat.

O’nun dilinden dökülen sözler dünyanın en özge melodisi, en içli şarkır. Bir an, bir kızgınlık anında dökülebilecek olumsuz sözlerin ihtimali kabus olup çöker düşüncelerine.

Bir tebessümü ısıtır tüm varlığını, sarıp sarmalar bir güneş gibi üşümüş yanları.

O’nunla paylaşılan her lokma bir lezzet aşkınlığıdır tadına doyum olmayan.

O’nunla paylaşılan her yudum su sanki cennet ırmaklarından sunulmuş bir âb-ı hayat bâdesi gibidir; bir yanını serinletirken diğer yanını ateş yalımlarıyla yalazlayan.

Susadıkça içer, içtikçe susar karşı konulmaz bir ahenk içerisinde bu sudan.

Yâri’nin sitem kâr duruşu ve suskunluğu hançer gibi saplanır yüreğine baldıran zehri cinsinden. O’nu yeniden konuşturabilmek bir bayram gönenci gibi kuşatır yüreğini.

Yüzü bir seyranlıktır tadına doyulmayan. Bir an bulutlansa yüzü sevdiğinin, kendi öz canı buzullar da üşür. Nefes donar sanki, hayat donar.

Gözleri engin bir denizdir içine dalıp kaybolarak kendisini bulduğu. Bir an nemlendiğini görse. içinde hicran çağlayanları coşar. Bir damla yaş aksa canısı’nın gözlerinden, köz olup düşer yüreğine.

Âşık bir başka iklimdedir artık; her ânı o’nunla dolsun, her nefesini o’nunla solusun ister.

Bu duygular aktıkça yüreğin ırmaklarından, kurulacak yuvalarda insanlık adına mümbit vahalar yeşerecek insanlığa miras kalacak nice muhabbet destanları yazılacaktır.

------------------------------

Çoğu zaman unutulur her nedense hayat’ın didişilerek tüketilecek kadar kıymetsiz ve uzun olmadığı.

Unutulur her nedense bir kalbi mahzun etmenin yüce yaratıcıyı da darıltacağı.

Unutulur; insan bu duygu ikliminden ve sevgi atmosferinden uzaklaştıkça sevmenin anlayabilmek, emek verebilmek, inanabilmekle hayat bulan nadide ve zarif bir filiz gibi olduğu.

Her örseleyiş bir sam yeli gibi ağar üzerine sevginin. Tüm sevgi ve saygı fidanlarını kapıp sürükleyen bir iç sıkıntısı heyelanı başlar yüreğin yamaçlarında,. Ve habis bir sülük olup emer hayat damarlarında ki yaşama coşkusunu sinsi, sinsi.

Yüzlerde ki her asılma, seslerde ki her soğuma iklimini bozar sevginin. Mutluluk güneşinin önünü önce gri bulutlar perdelemeye, sonra da kara bulutlar kuşatmaya başlar. Nefes alamaz olur sevgi böylesi iklimlerde.

Bu stres iklimi devam ettiği sürece aradan bir süre geçtik ten sonra hazan vurmuş hayaller ve hatıralar kalır insanın elinde sadece, bir de keşkeler; en pişmanından.

Unutulmamalıdır ki; sevgi hep; ışıldayan iki çift göz, tebessüm eden iki çift yüz ister, bir de bir biri için her hal ve şartlarda biteviye çarpan bir çift yürek.

Bunlar gıdası olur sevginin, havası, suyu, güneşi olur. Bunlara bağlıdır yaşayabilmesi, nefes alabilmesi.

Bir birine sevmeyi, anlayabilmeyi ve adanmayı layık görenler öğrenebilirler ve öğretebilirler sevginin gerçek değerini. Ve onlar ışıyacaklar sevginin geleceğe açık bir pencere olan muhabbet ufkunda.

Ey sevgili! selam olsun sana ve sevgiyle çarpan tüm yüreklere…

25/4/2007

YAŞAMAKTAN KORKUYORUM

 

kaç kez düşündüm

bu ızdıraba bir son vermeyi.

gözüm masada duran bardaktaki suya bakarken

sıkıyordum avuçlarımdaki boncuk boncuk ölüm sebebimi

ve titriyorum

korkuyorum

ama ölmekten değil

YAŞAMAKTAN korkuyorum

ve öldüğümde

benim kurtulduğum bu hayattakilere

yaşatacaklarımdan....

ardımdan üzülecek kimse olmasa

belki çoktan son vermiştim

kesik kesik aldığım nefeslerime

ve belki

herşeyi göze alabilmiş bile olsam

bir hayattan kurtulurken

sonsuzluğa gidişimin

kor alevlerin kollarına atılışım olmasından korkuyorum!!!

aslında yaşamıyorum ben

beni çoktan öldürdüler

yaşayan bir ölü olmak daha da zor bilemezsiniz

bu gece hep aklımda o şarkı"ölüme beş kala"

yastığım gözyaşlarıma bir sığınak,

yatağım bir ölüye tabut,

yorganımsa kefen oldu bu gece

bu gece soğuk bedenim cesedim oldu...

gözlerim dondu bir noktada

yanaklarımsa sarı

ve kalbimde bir büyük acı

işte tek yaşama belirtim de kalbimin atıyor olması

bu gece ay ışığının altında ölüme bakarak geçti

ölüm sebebim vardı hep aklımda

herşey bomboş yalandı

bu gece ecel misafirim oldu

şimdilerde yaşamıyorum ben

utançtan,öfkeden,nefretten kahroluyorum!!!

işte bu yüzden ölüme yürüyorum koşarcasına.

beni geri çeken tek şeyse kor ateşleri kucaklayacak olmak

ateşler değil beni korkutan

bu utançla beni onlarda kabul etmezse diye korkuyorum!

zaten hissetmem artık yandığımı

yüreğimdeki alevlerden sonra....

pişmanım!

son safhada ölümle mücadelem

sabır çok zor bir şey

buna gücüm de yok zaten şimdi

yakın beni sesim sorular dönmeden

küllerimin altında kalacak bu yaşadıklarım

ne varsa....

acı çekişime sebeb her ne ise...

ölmekten değil yaşamaktan korkuyorum

bu iğrenç dünyanın kirlerine daha fazla batmaktan...

ve bu iğrenç dünyada kaçarken yakalanmaktan...

ölmek değil çare belki

ama yaşamak ta değil

aldığım her nefesle biraz daha eziliyor,

altında kalıyorum pişmanlık dolu anıların...

hayat nasıl bir şey ki

bütün acımasızlığıyla beni yıktı

nasıl bir dünya ki

yaşamakta ölmekte çözüm olmuyor sorunlara...

hiç bir şeye güvenmeden yaşamak..

yaşamaksa!

herkesten kaçıp herşeye küsmek

dünyanı değiştirmek belkide yokolurcasına

seni soranlara seni sorarak

çoğu zaman dışarı bile çıkmadan

dört duvarda hapsolarak yaşamak

yaşamaksa, ben yaşıyorum!

kalp ağrılarımla ve hata dolu günlerimle

her an her saniye kendime binlerce kez isyan ederek

yaşamak

yaşamaksa, ben yaşıyorum

işte bu yüzden ölmekten değil

YAŞAMAKTAN korkuyorum!!!

 

   

                ŞEYDA ŞIRAYDER